Recep Tayyip Erdoğan


AK PARTi Grup Toplantısı
09.02.2010


Çok değerli misafirler,
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Hanımefendiler, beyefendiler...
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, grup toplantımızın ülkemize, milletimize, demokrasimize hayırlar getirmesini Allah'tan temenni ediyorum.
Grup toplantımızı şereflendiren tüm misafirlerimizi de muhabbetle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım...
Hafta sonunda ve dün, ülkemiz için, şehirlerimiz için son derece önemli açılışlar gerçekleştirdik.
Cumartesi günü Osmaniye'de gerçekten coşkulu bir katılımla çok önemli yatırımların, okulların, yolların açılışını yaptık.
Aynı törende, özel sektöre ait Tosyalı Holding'in 1 milyar dolar tutarındaki Tosçelik Osmaniye Yassı Çelik ve Yapısal Çelik Entegre Tesisleri'ni de hizmete açtık.
Özel sektör eliyle, yüzde 100 yerli sermaye ile kurulmuş bu tesis, 2 bin vatandaşımıza istihdam sağlıyor, yan sanayi ile 10 bin kişinin kazanç kapısı olma özelliğini taşıyor.
Yine Pazar günü İstanbul'da, özel sektör eliyle yapılmış Çamlıca Erdem Hastanesi'nin resmi açılışını yaptım.
Dün, Ankara'da kamu kurumları ve özel kuruluşlar, hayırseverler eliyle yapımı tamamlanmış bin 930 derslikli 127 okulun resmi açılış törenini gerçekleştirdik.
Aynı törenle, 18 spor salonu, bin 284 öğrenci kapasiteli 6 pansiyon, 10 lojman ve 1 adet çok amaçlı salonu da Ankara'ya ve Ankaralı vatandaşlarımıza kazandırdık.
Ben burada bir kez daha tüm bu tesislerin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu eserlerin yapımında emeği geçen tüm kurumları, kuruluşları, özellikle de hayırseverleri tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle, dün itibariyle başlayan 2009 - 2010 yılı Eğitim Öğretim yılının İkinci Yarıyılının öğrencilerimiz için, öğretmenlerimiz için, tüm eğitim camiamız için başarılarla dolu geçmesini temenni ediyorum.
Dün o törende de ifade ettim... Eğitim konusu, sağlık, adalet ve emniyetle birlikte Hükümetimizin en öncelikli ele aldığı mesele oldu ve 7 yılda bu noktada gerçekten tarihi nitelikte yatırımlara imza attık.
Burada bazı göstergeleri sizlerle paylaşmak istiyorum... Bu son derece çarpıcı göstergeleri illerimizde vatandaşlarımızla her fırsatta paylaşmanızı da sizlerden özellikle rica ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, değerli misafirler... Bakınız, 2002 yılında o dönemin hükümeti Milli Eğitime bütçeden 7,5 milyar TL ayırmıştı. Biz bu miktarı her yıl kademeli olarak artırdık. 2005 yılından itibaren, Cumhuriyet tarihimizde ilk kez Milli Eğitim'e ayrılan pay, diğer tüm kalemlerin önüne geçti ve ilk sırada yer aldı.
2010 yılında Milli Eğitime ayırdığımız bütçe, 2002 yılına göre yüzde 278 oranında arttı ve 28,24 milyar TL oldu.
Yükseköğrenim Bütçesi 2,5 milyar TL idi, yüzde 275 oranında artırdık; 2010 yılında 9,3 milyar TL bütçeden pay ayırdık.
Yurt-Kur bütçesi sadece 494 milyon TL iken onu da yüzde 456 oranında artırdık ve 2,7 milyar TL'ye yükselttik.
Kamunun Araştırma geliştirmeye ayırdığı bütçe, arkadaşlar burası son derece önemli, 2002 yılında sadece ve sadece 57,7 milyon TL idi. AR-GE'nin... 2010 yılında biz bu miktarı 2 milyar TL'ye çıkardık; yani tam yüzde 3 bin 411 oranında artış sağladık.
Üniversite AR-GE Bütçesi 86,6 milyon TL iken, bunu da 480 milyon TL'ye çıkardık, yani yüzde 3 bin 299 oranında artış yaptık.
Bakın ben resmi rakamlar açıklıyorum, hayali rakamlar değil... Ve buradan hareketle siz değerli arkadaşlarımın bunları tüm kamuya duyurması lazım...
Okullaşma oranlarında, okul ve sınıf başına düşen öğrenci sayılarında önemli değişiklikler oldu.
Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, 2002-2003 öğretim yılında ilköğretimde 28 iken, bunu 23'e kadar çektik.
Derslik Başına Düşen Öğrenci sayısında hedefimiz, 2012-2013 Öğretim Yılında 30 öğrenci idi. Hedefimiz buydu. Ama biz bu hedefi şu anda yakalamış bulunuyoruz, hatta bu hedefi aştık ve geçen yıl itibariyle şu anda Türkiye ortalamasında 29 öğrenci rakamına ulaşmış bulunuyoruz.
7 yılda, 6 bin 55'i kamu, bin 390'ı özel sektör ya da hayırseverler eliyle olmak üzere toplam 7 bin 445 yeni okulu Türkiye'ye kazandırdık.
Yine bu süreçte, en son rakamı veriyorum, 142 bin 634 dersliğin yapımını tamamladık ve hizmete açtık.
Gerek bakan arkadaşlarımız Hüseyin Çelik Bey'e, gerek Nimet Hanım'a huzurlarınızda çok çok teşekkür ediyorum, zira bu süreci farklı bir heyecanla tuttular, farklı bir heyecanla takip ettiler, takipçisi oldular ve bu okullarımızın yapımı, dersliklerin yapımı hızla devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek.
7 yılda öğrencilerimize dağıttığımız ücretsiz ders kitabı sayısı 1 milyar adede yaklaştı (926 milyon 651 bin adet)
Yine bu dönemde 8 derslik ve üzeri tüm okullarımıza Bilişim Teknolojisi Sınıfları kurduk. Şu ana kadar 29 bin 428 Bilişim Teknolojisi Sınıfımız oldu. 7 yılda okullarımıza 739 bin bilgisayar kazandırdık.
Türkiye genelinde 228 bin öğretmen ataması yaptık. Buna ek olarak, usta öğretici, bilgisayar öğreticisi, dil öğreticisi gibi branşlarda 241 bin personel istihdam ettik.
Medya mensubu arkadaşlarım hiç durmasınlar, hemen gitsinler, açın kapıları açın, açın... Açın kapıları, hemen gitsinler. Hemen, hemen... Açın kapıları... Açın kapıları, açın gitsinler...
Ülkemizin ciddi meselelerini takip edenler bizimle beraber takip ediyorlar zaten. Ama gayrı-ciddi olanları takip etmek isteyenlere kapıları açın, gitsinler, serbest bırakın. Serbest bırakın...
Bizim ciddi meselelerle işimiz var. Bizim ülkemizin kalkınmasıyla işimiz var.
Af edersiniz, elinde iki tane paçavrayla gelecek ve Türkiye'nin nükleer enerjiden istifade etmesini provoke etmeye gayret edenlere biz bu ülkede prim vermeyiz, bunun adımlarını atacağız, atıyoruz.
Bunların yaptıkları ülkenin kalkınması, şu, bu falan değil... Ülkenin enerji ihtiyacının karşılanması, şu, bu falan değil... Bildiklerinden de değil, birileri ellerine iki tane paçavra tutuşturuyor, onunla beraber buraya kadar sızabiliyor.
Bunlar ne getirir, ne götürür, bunların hesabını, bunların incelemesini, araştırmasını bildiklerinden değil... Bunlar üzüntü verici... Tabii ki bunlara üzülüyoruz. Ama medyanın da buna çanak tutmasını anlamıyoruz.
Başta milli eğitimi konuşuyoruz, öğretmenlerimiz olmak üzere eğitim camiasında çalışanlarımızın ücretlerini biz bu arada iyileştirdik.
41'i devlet, 22'si vakıf olmak üzere ülkemizde bu dönemde 63 yeni üniversite kurduk. 63 yeni üniversite...
Ben neye üzülüyorum, biliyor musunuz? Zaman zaman bakıyorsunuz, kariyeri olan, önünde "Prof." olan bazı zevat diyor ki, "Her ile niye üniversite ?" Yani bunun bir sosyolojik değerlendirmesini yaparak, bu ifadeyi kullandıklarını zannetmiyorum. Veya böyle bir dertleri olduğunu da zannetmiyorum.
Ama benim Hakkari'deki yavrumun, Van'daki yavrumun, Muş'taki yavrumun, Ardahan'daki, Kars'taki yavrumun, Rize'deki, Artvin'deki yavrumun acaba üniversite okuyabilmek için ta İstanbul'a, Ankara'ya gidebilme imkanı var mı? Bunun hesabını yapmıyor.
Oradaki yavrularımızın bu imkanlardan mahrum oldukları için üniversite eğitimlerinden mahrum olduklarını düşünüyorlar mı? "Efendim yurt yaparsın, oraya gider..." Biz gelene kadar yurtlar noktasındaki açığı hiç araştırdın mı hoca efendi? O da bizimle kapandı... O da bizimle kapandı... "Gereği yok"muş, kusura bakma... İşte o dil bizim dilimiz, o siyasetçinin dili... İşte bunu biz yakaladık ve şu anda 81 vilayetimizin 81'ine de üniversitelerimizi yaptık.
Ve daha yeni, Osmaniye'ye gittiğimde, Osmaniye'de yetkililerle yaptığımız görüşmede aynen şu ifadeyi kullandılar: "Başbakanım", dediler, "burada bir Korkutata Üniversitesi'nin açılması bile Osmaniye'nin havasını değiştirdi, Osmaniye'nin havasını..." Bizden önce gelenler niye yapmadılar bu üniversiteyi? Niye bu üniversiteyi kuramadılar? Onlar lafını yaptı, biz icraatını yaptık.
Ve bu üniversiteler oradaki gerek entelektüel yapıyı değiştiriyor, gerek oradaki ekonomik hayata farklılık kazandırıyor, gerekse illerimizin, bölgelerimizin sosyal barışına katkıda bulunuyor. Ve bu bir kaynaşmayı getiriyor. Ayrımcılığı bu ortadan kaldırıyor. Onun için üniversitemizin olmadığı ilimizin kalmaması dönemimizin iftihar vesilesidir.
2 bin 280 Üniversite mezunumuzu, biz bu arada yurtdışına dünyanın en iyi okullarında yüksek lisans eğitimi görmek üzere yurtdışına gönderdik, master ve doktora için...
Şu göstergeler de son derece önemli:
2003 yılından bu yana, 49 bin 129 öğrenci kapasiteli 124 adet yurt hizmete açtık.
2002'de öğrenim kredisi alan öğrenci sayısı neydi biliyor musunuz? Bakın, bu çok önemli. 451 bin kişi. Bugün bu sayı 718 bin kişiye ulaştı. Değerli kardeşlerim, bu, kredi...
243 bin öğrenciye de burs veriyoruz, bu iki rakamı topladığınızda, şu anda 961 bin öğrencimiz, burs ya da öğrenim kredisi alıyor. Üstelik talep eden her öğrenciye burs ya da kredi veriliyor. Yani kapıdan geri döndürmek yok. Ya o, ya o; muhakkak alabiliyorsun... Böyle bir dönemdeyiz.
"Ne yaptınız? Nerede ne var?" Gözü olan görür işte, her şey ortada... Yatırımları da anlatıyorum, bunları da anlatıyorum. Okulları da anlatıyorum, yurtları da anlatıyorum. Eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, aklınıza ne gelirse...
2002'de öğrenciye verilen kredi, burs 45 TL idi. 45 TL'cik... Şu anda 200 TL oldu. Biz 200 TL veriyoruz ve aydan aya bunu da ödemeye başladık.
Yüksek Lisans, master yapan öğrenciye, bizden önce MHP DSP bunlar ne veriyordu biliyor musunuz? 90 lira. Peki biz ne veriyoruz? Biz şu anda 400 lira veriyoruz. AK PARTi farklılığı bu. Peki doktora yapan öğrenciye ne veriyorlardı beyefendiler? Hani bol keseden atıp tutuyorlar ya. Sayın Baykal'da atıp tutuyor. Biraz sonra geleceğim ona da. 135 TL alıyordu. Arkadaşlar biz ne veriyoruz? Biz şu anda 600 TL burs veriyoruz. 135 lira nere 600 lira nere.
Eğitimi ilgilendiren her alanda, geçmişle kıyas kabul etmeyecek ölçüde iyileştirmeler sağladık, geçmişle kıyas kabul etmeyecek ölçüde büyük yatırımlar gerçekleştirdik.
Türkiye'nin orta ve uzun vadede çehresini de, kaderini de, gelecek vizyonunu da köklü şekilde değiştirecek yatırımlar, işte bu yatırımlardır.
Büyüyen bir ekonomiye can suyu verecek yatırımlar esasen eğitime yapılmış yatırımlardır.
Güçlü, itibarlı bir dış politikayı kalıcı kılacak yatırımlar işte bu yatırımlardır.
Demokrasiyi güçlendirecek, standartlarını çok daha yükseğe çekecek yatırımlar da bu yatırımlardır.
İyi eğitim almış, bilgisayarı çok iyi kullanan, dünyayı takip eden, dünyadaki gelişmeleri okuyabilen bir nesil, bu ülkede artık anti demokratik hiçbir girişime boyun eğmeyecek, hiçbir hukuk dışılığa tahammül etmeyecek, seviyeli bir siyaseti Türkiye'nin değişmez vasfı haline getirecektir.
Şunu da altını çizerek ifade etmekte fayda görüyorum: Biz, eğitimin dar kalıplardan, skolastik düşünceden, kör ideolojilerden, kısır çekişmelerden mutlaka ve mutlaka arındırılmasını istiyoruz.
Bugün Türkiye'nin üniversitelerinin şekil tartışmalarıyla, kılık kıyafet tartışmalarıyla, sakal-bıyık tartışmalarıyla anılmasını, açık söylüyorum, Türkiye'ye de, üniversitelerimize de çok büyük bir haksızlık olarak görüyoruz.
Dünyanın 17'inci büyük ekonomisi konumuna yükselmiş bir ülkenin, meslek liselerini, tamamen ideolojik bir bakış açısıyla ötelemesini, üvey evlat muamelesi yaparak dışlamasını, bu ülkenin geleceğine vurulmuş acımasız bir darbe olarak görüyoruz.
Ülkemiz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde üye olacak, bu seviyelere yükselecek, ama siz, okulların üniversiteye girişlerinde ayrımcılık yapacaksınız.
Ülkemiz Avrupa Birliği ile müzakereleri yürüten bir konuma ulaşacak, ama siz hala meslek liselerini tartışma konusu yapacaksınız. Yani yoksa Başbakan meslek lisesi mezunu İmam Hatip mezunu olduğu için mi bunları yapıyorsunuz? Çok çirkin bir şey. Böyle bir yaklaşım olmaz.
Ülkemizin milletvekilleri büyük bir çabayla büyük bir gayretle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne AK PARTi'li Antalya Milletvekili seçilecek, siz hala katsayıyı konuşuyor olacaksınız.
Bu ülkenin muhalefeti bir Türkün oraya başkan seçilmesini hazzedemeyecek kadar kin ve nefreti taşıyor ve bunun dalgalarını başka yerlerde görüyoruz.
Ülkemiz dünya genelinde adaleti savunacak, barışı savunacak, hukuku savunacak; vizeleri ortadan kaldıracak, mayınlı arazileri temizleyecek; ama siz hala belli kesimlere, belli okullara, belli gelir gruplarına üniversiteye girişte engeller çıkaracaksınız.
Bunun ne evrensel hukuk değerleriyle örtüşen bir yanı vardır, ne çağdaş dünyanın normlarıyla örtüşen bir yanı vardır, ne Türkiye'nin gerçekleriyle, ihtiyaçlarıyla uyumlu bir yanı vardır.
Bu, akla da aykırıdır, mantığa da aykırıdır, vicdana da aykırıdır.
Bu, her şeyden önce bu ülkeye, bu millete, bu milletin evlatlarına haksızlıktır.
Bu hükümet, milletten aldığı yetkiyle, milletin iradesi doğrultusunda ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine doğru taşırken, birilerinin çıkıp, tamamen geri kalmış bir anlayışla bu ülkenin paçasından çekiştirmesi, ülkenin hızını kesmesi, ülkeyi geriliğe mahkum etmeye çalışması anlaşılır bir durum değildir, asla da olamaz.
Engel çıkaran, sorun çıkaran, kriz çıkaran bir zihniyetin, bu ülkeye, bu millete ne faydası olabilir?
Her zaman değişime direnen, sürekli gelişime ayak direyen, sürekli ileriye doğru atılan her adıma engel olamaya çalışan bir yaklaşımın Türkiye'ye ne gibi bir faydası olabilir?
Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, toplum değişiyor ama bazı anlayışlar tarihin karanlıklarından bir türlü çıkamıyor...
Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacaksa, bu topyekün bir mücadeleyle olabilir.
Hükümet gaza basacak, birileri frene basacak.
Hükümet ileriye atılacak, birileri geriye doğru çekecek.
Hükümet yatırım yapacak, hizmet edecek, çalışacak, didinecek, koşacak; birileri çukur kazacak, engel çıkaracak, mayın döşeyecek.
Kusura bakmayın, birileri Türkiye'yi düşünmüyor, milletin menfaatlerini hesaba katmıyor, ülkemizin geleceğine yönelik sorumluluk hissetmiyor olabilir, ancak biz aşkla, sevdayla, sorumluluk duygusuyla çalışmaya, çabalamaya devam edeceğiz.
Engel çıkaranlara da diyeceğiz ki, "Gölge etmeyin başka ihsan istemez".
Türkiye'nin geleceği, Türkiye'nin ulusal menfaatleri sadece hükümetin sorumluluğunda değildir.
Değerli arkadaşlarım, değerli misafirler,
Yasama da, yargı da, yürütme de, medya da, sivil toplum da bu süreçte yapıcı rol oynamalıdır.
Engel olunan, köstek olunan AK PARTi iktidarı değildir, bilesiniz ki Türkiye'dir.
Herkes ve her kurum, Türkiye'nin çıkarını, Türkiye'nin geleceğini, Türkiye'nin menfaatini düşünmek durumundadır.
Millete hesap verme derdi olmayanlar, milletin menfaatini göz ardı etme lüksüne sahip olamazlar.
Millete hesap versin vermesin, herkes milletin menfaatini, milletin selametini düşünmek durumundadır, çünkü herkes millet adına yetki kullanmaktadır.
Bu statükocu anlayışın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çatısı altında sahiplenilmiş olması hepsinden daha vahimdir.
Siyasetin bir üslubu vardır, bir geleneği, kültürü, bir seviyesi vardır...
İnternetten görüntü indirip, bunu benimle, benim eşimle, benim milletimin peygamberiyle istihza için, alay için, dalga geçmek için kullanmak, edeb dışıdır, terbiye dışıdır, iz'an ve insaf dışıdır.
Biz, Sayın Bahçeli'yle ilgili, arkadaşlarıyla ilgili internette ne tür hezeyanların dolaştığını görüyoruz ve bunu da iyi biliyoruz. Ama bunları alıp, belden aşağı vururcasına Meclis Kürsüsüne taşımak, bizim terbiye anlayışımızla, bizim siyaset geleneğimizle, bizim kültürümüzle ve inancımızla asla bağdaşmaz.
Hele hele, bu alaycı tutumun, ülkemizde birçok hanım kardeşimizin başına gelmiş yanlış bir uygulamayı destekler nitelikte gündeme getirilmiş olması ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir tavırdır.
Ve bugünkü konuşmaya baktığınız zaman AK PARTi'yi haçlı ordularına benzetecek kadar densiz bir yaklaşım. Ne demek bu ya? Yani bu çatının altında bu ülkede demokrasi mücadelesi veren, bu milletin oylarıyla iktidara gelmiş olan bir partiyi sen nasıl böyle çirkin bir benzetmeyle ortaya koyar, ifade edersin.
Bakınız, teşbih hata kabul etmez. Ve bir de sağ olsun eline metre almış bundan böyle AK PARTi'liler bizim sıralarımıza 1 metreden fazla yaklaşamazlar yaklaşırlarsa görürler. Bunun tıp dünyasında karşılığı nedir bilemem onu artık tıp dünyasındaki ilgililere havale ediyorum.
Bu nasıl demokrasi anlayışı? Bu nasıl fikir ve düşünce özgürlüğünden yana olmak? Daha fazlasını söylemeye gerek yok zaten. Biraz sonra yine ifade edeceğim.
Hani bunlar demokrasiyi savunacaktı?
Hani siz milletin maneviyatını en üst seviyede önemsiyordunuz?
Hani, nerede?
Bu mu maneviyata sahip çıkmak?
Bu mu milliyetçilik?
Hem bizden, hem de aziz milletimizden özür dilemek yerine, zeytinyağı gibi üste çıkarak özür beklediklerini ifade ediyorlar. Bu da yetmiyor, tehdit ediyorlar.
Sayın Bahçeli, benim Faşizmi bilmediğimi ifade ediyor.
Evet Sayın Bahçeli, biz faşizmi sizin kadar iyi bilmeyiz. Çünkü faşizmle bir ilişkimiz, bir bağlantımız yok.
Siz ne olur şunu da bir anlatın, faşizmin özelliklerini bir açıklayın da, biz de sizin nasıl bir zihniyete sahip olduğunuzu daha iyi anlayalım...
Gerçi yaptığınız yazılı açıklamalarda savurduğunuz tehditlerden, ettiğiniz hakaretlerden, sergilediğiniz kavgacı anlayıştan tahmin edebiliyoruz. Çünkü siz hem teorisyenisiniz hem bu işin pratisyenisiniz. Bu özelliğiniz var. Ancak açıklayın da milletimiz de daha iyi görsün...
Bu ülkede milliyetçilik adı altında nasıl kafa tasçılığı yapıldığını, otoriter anlayışların, dayatmacı, kavgacı yöntemlerin nasıl sergilendiğini milletimiz daha iyi anlasın.
Hamasetle, tahriklerle, tehditlerle ortaya koyduğunuz söylem, siyasi zihniyetinizi yansıtıyor, gerçi bazı gazeteciler, ‘ciddiye almadığımız için bu saçmalıklara cevap vermiyoruz' diyorlar, ama biz "adam aldırma da geç" diyemiyoruz.
Mecliste grubu bulunan bir partiyi görmezden gelmek, ciddiye almamak istemiyoruz.
Ama bu üslubunuz, bu söylemleriniz devam ederse, kusura bakmayın biz de sizi ciddiye almayız, Türk siyasetini bu seviyeye düşürmeyiz.
Değerli arkadaşlarım...
Mesele, kişisel bir mesele değildir. Mesele bu ülkenin meselesidir, bu milletin meselesidir.
Yapılan yanlışlardan dolayı yüreği sızlaması gerekenler, meseleyi kişiselleştirmek suretiyle başka bir yöne çekmenin gayreti içindeler.
Onlar siyaseti, kişisel öfkelerinin intikam mercii olarak görebilirler, onların siyasetteki kavgası, siyasetteki davaları kişisel bir mücadele olabilir.
Biz, siyasete kişisel hırslarımızı tatmin etmek için girmedik.
Biz, siyaseti, kendimize menfaat temin etmek üzere yapmadık, yapmıyoruz, asla da yapmayız.
Bizim güttüğümüz dava, milletin davasıdır.
Biz, sen - ben kavgası içinde değiliz, bizim kavgamız demokrasi kavgasıdır.
Bizim kavgamız, milletimizin hak ettiği imkanlara kavuşması kavgasıdır.
AK PARTi'nin yürüttüğü mücadele, ucuz bir mücadele değildir, kişisel bir mücadele değildir, millet adına, milletle omuz omuza verilen ulvi bir mücadeledir.
Geçen hafta da ifade ettim... Biz mağdur rolü yapmıyoruz, mağdur edebiyatı yapmıyoruz.
Bizim, milletimizle kurduğumuz samimi iletişimi bu yönde algılayanlar, milletle hiçbir alışverişi olmayanlardır.
Biz nasıl ki yetkiyi milletimizden aldıysak, bizim yegane şikayet merciimiz de bizzat milletin ta kendisidir.
Evet, yapılan haksızlıkları en gür seda ile dile getireceğiz... Ama hiçbir haksızlığa boyun eğmek, elimizi kolumuzu bağlayarak sineye çekmek de bizim siyasetimizde kendisine yer bulmamıştır, bulamaz.
Biz, başkalarının yaptığı gibi geri çekilmedik, şapkayı alıp gitmedik, mazeretlere sığınmadık.
Nerede aksaklık varsa kararlılıkla cesaretle üzerine gittik, yeri zamanı geldikçe üzerine gitmeye devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım... Hep söylüyorum, her zaman ifade ediyorum: Muhalefet, her şeye karşı çıkmak değildir. Muhalefet AK'a KARA demek değildir. Muhalefet, AK PARTi yapıyor diye yapılanları toptan reddetmek değildir.
Ama bizdeki muhalefet, AK PARTi özgürlükleri savunuyor diyerek yasakçı oluyor.
AK PARTi demokrasiyi savunuyor diyerek demokrasi karşıtlığını savunuyor.
AK PARTi çetelerle mücadele ediyor diyerek çeteci oluyor, çeteleri savunuyor.
Danıştay'a saldırı olduğunda kapının önüne gidip AK PARTi Hükümeti'ne veryansın edenler, o saldırganlar Silivri'de yargılanmaya başlayınca onların yanında oturmayı, onlarla aynı karede fotoğraf vermeyi tercih edecek kadar tutarsız hale geliyor.
Muhalefette en son geldikleri nokta, "o ne veriyorsa ben 5 fazlasını veriyorum" noktasıdır.
Ulaşabildikleri en üst seviye burası olmuştur.
Bu seviye ise geçmişte sandıkta yok olup gidenlerin seviyesidir.
Hiç mi ibret almazlar. Kendilerinden öncekilerin hatalarından hiç mi ders çıkarmazlar?
Seviniyorum. Dün Altındağ'da bir fakir fukara garib guraba evine gitmişler. Ne kadar güzel. İşte millet bak bunu bekliyordu. Maşallah. Güzel gelişmeler bunlar. Daha öğrenecekleri çok şey var. Ama bu günübirlik olmasın ha! Bundan sonra da devam etsin.
Bunların bu popülist söyleminiz tutsaydı, desteksiz vaatlarde bulunma taktiği başarılı olsaydı, bugün iktidarda başkaları olurdu...
Bu seviyeyi yakalamış olanların sandıkta nasıl tarihe gömüldüklerini hatırlamayacak kadar da maalesef unutkanlık içindeler.
Bizim sosyal politikalarımızı, kömür yardımlarımızı, gıda yardımlarımızı, eğitim yardımlarımızı kıyasıya eleştirenler, uçuk ve hayali projelerle milletin karşısına çıkabiliyorlar.
Şimdi Sayın Baykal çıkmış, her aileye 300 TL maaş bağlamayı vaat ediyor.
Peki, kaynak ne? Kaynak bizden öncekilerin yaptığı gibi Merkez Bankası'nın Banknot Matbaası.
Bunlar matematik de bilmiyorlar, milletin aklıyla dalga geçiyorlar.
Bu ülkede yüksek enflasyon, iki haneli, üç haneli enflasyon işte bu zihniyetin eseridir.
Bu ülkede yüksek faiz, işte bu siyaset tarzının eseridir.
Bu millet bu vaadlerin bedelini çok ağır ödedi ve bu vaadlere artık karnı tok.
Ne diyor? Gelin önümüzdeki seçimde bize ödünç oy verin diyor. Bak bak... Sayın Baykal bu millet inandığına, güvendiğine itimat ettiğine borç verir. Senin itimat edilir yanın yok ki. Güven verir olan bir yanın yok ki. Neyine verecek?
Bu ülkede iki anahtarı ellerinde salladılar, bir araba, bir ev dediler...
Her mahalleye bir milyoner, hatta trilyoner sözü verdiler.
Her çiftçiye traktör vaadinde bulundular.
Mazotu 1 Lira'ya indireceğim diyen de çıktı, her ev hanımına 500 Lira veren, Asgari Ücreti 2 bin TL'ye yükselten de çıktı, elektriği, suyu, doğalgazı bedava dağıtacağım, yoksulluğu yasaklayacağım diyen de çıktı. Ama şimdi bak Türkiye'de değil, kaçıp gitti, kaçıp gittiler. Tablo bu...
Daha da ileri gidip, Boğaz Köprüsü'ne otobüs durağı yapacağım, şehre ırmak getireceğim, saat kulesini taşıyacağım, salça fabrikası kurup işsizliği bitireceğim, ofsaytı kaldıracağım, deniz getireceğim diyenler bile çıktı.
Bütün bunları söyleyenler şimdi emekliliklerinin tadını çıkarıyorlar. Millet de onları müstehzi bir edayla her fırsatta yad ediyor.
Sayın Baykal, iktidarın yolunun milletle diyalogdan geçtiğini anladı ama bunu da maalesef yanlış anladı. 30 Yıl öncesinin popülist siyaset tarzını benimseyerek mesafe kat edeceği yanılgısı içinde.
Bu millet rüşvet gibi vaadlerle senin arkandan gelmez Sayın Baykal...
Sen bu milletin değerleriyle barışmazsan, sen bu milletin hatırını sormazsan, sofrasına oturup çorbasını paylaşmazsan, milletle aynı dili konuşmazsan, bu millet sana itibar etmez... Zaten bundan sonra da artık güven bunalımı var, hiç mi hiç sana değer vermez.
Kendi arkadaşlarınız söylüyor; Sol halktan koptu, varoşlardan koptu, milletle bağını kesti. İşte dün ilk denemeyi yaptılar, Altındağ'da bir eve gittiler.
Siz bu milletin gerçek gündemini bilmezseniz, milletin duygu dünyasını paylaşmazsanız bu millet size iktidar şansı tanımaz.
Tabi biz Baykal'ın hırçınlığını anlıyoruz.
Sayın Baykal'ın yaşı kemale erdi, kemalden de tabii öte. Artık kemale erdi, böyle bir durum var. Bu seçimde de iktidara ulaşamazsa, jübilesini müzmin bir muhalefet olarak yapacak, böyle bir durum da var.
Sayın Baykal'a da, Bahçeli'ye de buradan bir hususu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: Seçimler zamanında yapılacak. Bu ülke yıllar sonra elde ettiği istikrarı erken seçimlere feda etmeyecek. Zamanından önce seçim yaparak biz bu ülkeye de bu millete de bedel ödetmeyeceğiz.
Onun için Sayın Baykal da Sayın Bahçeli de kendilerini hiç yormasınlar, popülist söylemlerini, uçuk vaatlerini de seçim sürecine bıraksınlar. Yoksa seçime kadar bunlar eskir.

Değerli arkadaşlarım,
Çok değerli misafirler...
Tabii bu arada, küresel finans krizinden çıkış ve ekonomik toparlanma üzerinde de biraz duracağım. Sayın Baykal'ın, Sayın Bahçeli'nin gündeminde bu tür konular pek yok. Ne yapacaklarına dair bir açıklama da yok.
Son aylarda çok sevindirici sinyaller almaya başladık.
Öncelikle, 2009'un ikinci yarısından itibaren büyümenin pozitif yönde seyrettiğini görüyoruz ve 2010 yılında bu büyümenin daha da ivme kazanacağını değerlendiriyoruz.
Tüm dünyada olduğundan daha fazla bir oranda Türkiye'de ihracat yükselme eğilimini sürdürüyor.
Dün itibariyle Aralık ayı Sanayi Üretim Endeksi açıklandı, bu resmi rakamdır: Orada da gerçekten sevindirici bir ilerleme kaydediyoruz. 2009 yılı Aralık ayı sanayi üretim endeksi, 2008 yılı Aralık ayına göre yüzde 25,2; bir önceki aya göre de yüzde 8,7 oranında arttı.
Otomobil satışlarında krize rağmen artış devam ediyor...
Ocak ayında, geçen yılın Ocak ayıyla hemen hemen aynı oranda bir satış gerçekleşti ve 12 bin 594 otomobil satışı yapıldı.
Binek ve Ticari araç toplam satışı 2009 Ocak ayında 19 bin 606 adet idi; bu yılın Ocak ayında ise sayı 20 bin 95 olarak gerçekleşti.
Dün, Ekonomiden sorumlu Bakan arkadaşımız yine çok önemli bazı verileri kamuoyuyla paylaştı.
Bildiğiniz gibi, 2009 Temmuz ayında küresel krize karşı bir önlem olarak Yeni Yatırım Teşvik sistemini uygulamaya koymuştuk.
6 aylık süreçte, sistemin son derece başarılı sonuçlar verdiğini gördük.
2009 yılının Temmuz ayından Aralık sonuna kadar, bin 523, yani bunu kaydeden arkadaşlarım iyi kaydetsin, bin 523 adet teşvik belgesi düzenlendi.
Teşvik Belgeleri kapsamında öngörülen sabit sermaye yatırımlarının tutarı, 22,5 milyar TL.
Bu yatırımların yüzde 34'ü birinci bölgeyi tercih ederken, yani ağırlıklı Batı, burayı tercih ederken, geriye kalan yüzde 66'sı daha az gelişmiş bölgeleri tercih etti; 2, 3, 4.
4'üncü Bölge olarak adlandırdığımız, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve Orta Karadeniz'deki illerimizde, bu teşvik sayesinde yaklaşık 2,5 milyar TL'lik bir yatırım öngörülüyor.
Ben bu yatırımların en kısa sürede gerçeğe dönüşmesini temenni ediyorum.
Özellikle az gelişmiş illerimizde teşvik sisteminin fayda sağladığını görmekten de büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.
Bu tabii, son derece verimli bir gelişme, umut verici bir gelişme. Türkiye istikrar ve güven zeminini pekiştirdikçe yatırımlar da arkasından geliyor.
Değerli kardeşlerim,
Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci ilerledikçe, GAP projemiz nihayete yaklaştıkça bu bölgemizde yatırımların daha da artacağına yürekten inanıyorum.
Türkiye'de güzel şeyler oluyor, kim ne derse desin... Muhalefet görmese de, medya görmese de, onlar istisnai olumsuzlukları abartarak gündeme taşımanın gayreti içinde olsalar da, bu ülkede, Hamdolsun, çok güzel şeyler oluyor.
Ekonomi toparlanıyor ve küresel krizin etkilerinden sıyrılıyor.
Dış politikada başarılı atılımlarımız devam ediyor.
Demokratikleşme yolunda tarihi adımlar atıyoruz, vakti, zamanı geldikçe, kademe kademe Türkiye'yi ağırlıklarından kurtarıyor, güçlü, büyük bir ülke olarak emin adımlarla geleceğe yürüyoruz.
Milli Birlik ve Kardeşlik Projemiz, ülkenin Doğusu'nda, Batı'sında, Kuzey'inde ve Güney'inde artık çok daha iyi anlaşılıyor ve benimseniyor.
Huzur ortamını, istikrar ve güven ortamını bozmaya çalışanlar, ellerinden geleni artlarına koymasalar da, biz yapıcı bir üslupla, seviyeli bir üslupla çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Aynı şekilde yolumuza devam edeceğiz.
Aziz milletimiz, kimin açılıştan açılışa koştuğunu; yol yaptığını, okul yaptığını, hastane açtığını, ülkenin geleceği için adeta çırpındığını da görecek; kimin bunu engellemeye çalıştığını da görüyor, görecek.
Milletimiz, kimin karış karış ülkeyi dolaştığını, dünyayı dolaştığını, ülkemizin ve milletimizin çıkarları için kimin emek sarf ettiğini de görecek; kimin de Ankara'ya takılıp oradan kaos senaryoları ürettiğini de görecek.
Biz, dik duruşumuzu, sağlam duruşumuzu, yapıcı tutumumuzu muhafaza edeceğiz.
Meclis'te ya da onun dışında Hükümetimize yönelik her türlü art niyetli girişim karşısında milletimizin çıkarlarını savunmaya devam edeceğiz.
Değerli Arkadaşlarım,
Tabii bu düşünce ile sözlerime son verirken, grup toplantımıza ve Meclis çalışmalarına başarılar diliyorum.
Tüm misafirlerimize bir kez daha hoş geldiniz diyorum.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum.

 


ana sayfa | haberler sayfası